Atatürk’ün Bilime Verdiği Önem

Öğretmenlere 

“Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Yurdumuzu bir çember içine alıp dünya ile ilişkisiz yaşayamayız. Tersine, gelişmiş ve yükselmiş bir ulus olarak uygarlık alanı üzerinde yaşayacağız. Bu yaşam ancak bilimle, teknikle olur. Bilim ve teknik nerede ise oradan alacağız ve her yurttaşın kafasına koyacağız. Bilim ve teknik için sınır ve koşul yoktur.”

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. II, s. 46. (Bütünleşik PDF’de: s. 267), (Bursa, 1922)

 

Özgürlük

“Her birey istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine özgü siyasal bir düşünceye sahip olmak, seçtiği bir dinin gereklerini yapmak ya da yapmamak hak ve özgürlüğüne sahiptir. Kimsenin düşüncesine ve vicdanına baskı uygulanamaz.”

“Cumhuriyet düşünce özgürlüğü yanlısıdır. İçten ve yasal olmak koşuluyla her düşünceye saygı duyarız. Her kanı bizce saygıdeğerdir. Yalnız karşı çıkanlarımızın insaflı olması gereklidir.”

Mustafa Kemal Atatürk

ataturk-saydamBirinci Bölümün Özgün Biçimi: “Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.” [1,2]

İngilizce: “Every person has the right and freedom of thought, belief, possessing a political opinion, the choice to fulfil or not to fulfil the requirements of his chosen religion. Nobody can dominate other opinions and consciences.” Bağlantı

İkinci Bölümün Özgün Biçimi: Cumhuriyet serbestî-i efkâr taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak Şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lazımdır.” [3]

İngilizce: The Republic supports freedom of thought. We respect all opinions provided that they are sincere and legal. All convictions are respectable for us. But those opposing us must be equitable to us.” Bağlantı


Kaynaklar:

  1. Atatürk, Uygarlık Bilgileri (Vatandaş İçin Medeni Bilgiler),Hürriyetin Çeşitli Şekilleri bölümü. (İndir)
  2. Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım
  3. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri

bulunç [1], duyunç [2], törel bilinç [3] – (vicdan)
1. Kişinin kendi niyetlerini ve eylemlerini ahlak açısından iyi ya da kötü olarak değerlendirmesi ve aynı zamanda doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de bilmesi. 2. Ahlak buyruklarının kaynağı olduğu sanılan ahlak itkilerinden ve inançlarından oluşan şey.
İng.: conscience  Fr.: conscience  

  • Bulunç: “Bul” kökünden, “bulmak” eyleminden türemiştir. Eski Altayca ve Moğolcada kökün içinde “kazmak” anlamı bulunmaktadır.
  • Duyunç: “Duy” kökünden türemiştir. Duymak, işitmek, duyumsamak anlamlarını taşımaktadır.

Başa tutturulan görseli yüksek çözünürlükte indirmek için tıklayın.

…gün gelebilir, bu aynı yoğun kalabalık bizi linç etmek için de böyle toplanır…

 

ataturk-fotograflari252872529

Ertuğrul Yatı ile İstanbul’a girerken İstanbulluları selamlıyor, 1 Temmuz 1927.

Sekiz yıl sonra Atatürk İstanbul’da:

“Zaferden sonra Atatürk, ilk defa İstanbul’a geliyor. Yıllar olmuştu ayrılalı. Karanlık günler içinden geçerek aydınlığa ermişler, vatan hainliğinden vatan kurtarıcılığına yükselmişlerdi. Ertuğrul Yatı’nın güvertesinden İstanbul’a bakıyorlar. Camilerin şerefelerine, evlerin damlarına kadar her yer insandan kapkara kesilmiş. Bütün İstanbul ayakta, bütün İstanbul bir yaşındaki çocuğundan seksenlik ihtiyarına kadar karşılarında.

Hamdullah Suphi Tanrıöver Atatürk’e soruyor:

-“Kimbilir ne kadar heyecanlısınız?”

Atatürk, Tanrıöver’in elini tutarak kendi kalbine götürüyor ve soruyor:

-“Heyecan var mı orada?

-“Yok Paşam.”

-“Bak neden yok söyleyeyim, çünkü iyi biliyorum, gün gelebilir, bu aynı yoğun kalabalık bizi linç etmek için de böyle toplanır.”

Kaynak: Samet Ağaoğlu – Atatürk’ten Anılar, Kemal Arıburnu, İnkılap Kitapevi 1998. ISBN: 975-10-1392-5. Sayfa:144-145

“Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz!”

(…) Sonra gel zaman, git zaman 1923 de, benim İstanbul Üniversitesi’nde talebe bulunduğum sırada bir ilân görüyoruz: “Avrupa’ya talebe gönderilecektir”. Allah! Allah!. Daha Lozan yapılmış ama, tasdik olmamış… Memleket her köşesinden, bucağından kanıyor… Harabe içinde… Yunan tahrip etmiş.. Birinci Cihan Harbi’nin tahribatı devam ediyor… Tam bu sırada lüks gibi gelmesi düşünülebilen bir şey, Avrupa’ya talebe… Gidelim bari kaderimizi deneyelim.. İşte Necip Fazıl, Burhan Ümit’lerle beraber, o yüz elli kişi arasından on bir kişi seçilmişiz.. Nereye gideceğimizi bize sordukları zaman, dedik ki: “Hükümet nereyi isterse!” Bilhassa Atatürk acaba birşey ister mi?. Benim, naçizane adımın kenarına, “Berlin Üniversitesi’ne gitsin” diye yazmış. Artık başka yer hatıra gelebilir mi? Yola çıkacağım. O zaman uçak filan yok… Trene binmek üzere Sirkeci’ye gittim. Bir müvezzi benim adımı “Mahmut Sadi”yi filân arıyor..

Bir telgraf..

Atatürk’ten bir telgraf:

“Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz!”

Şimdi gel de haylazlık et, bakalım! (…)

Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ın 1983’te Atatürk’ü Anma Günü’nde yaptığı konuşmadan

Mahmut Sadi Irmak (1904-1990), tıp doktoru ve 17. Türkiye Başbakanı. İlk öğrenimini, Rüşdiyeyi ve Konya Sultanisi’ni birincilikle bitirip biyoloji öğretmeni oldu. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne girdi. 1923 yılında İstanbul Üniversitesinde öğrenci olduğu yıllarda üniversitenin Devlet Bursu ile Avrupa’ya öğrenci gönderileceğine dair üniversite duvarlarında gördüğü duyuruya başvuran 150 kişi arasından seçilen 11 kişiden birisi olarak Berlin Üniversitesi’nde tıp ve biyoloji öğrenimi görüp 1929 yılında pekiyi derece ile tıp doktoru oldu. Hagen ve Düsseldorf hastanelerinde asistan olarak çalıştı, yurda dönünce Ankara Hükûmet Tabipliği ve Gazi Terbiye Enstitüsü biyoloji öğretmenliği görevlerinde bulundu. 1933 yılında İstanbul Tıp Fakültesi doçentliğini kazandı. 1940 yılında fizyoloji profesörü oldu. Almanca, Fransızca ve Arapça bilmekteydi.


Haylaz (ön ad):

  1. Hoşa gitmeyen davranışlarda bulunan (kimse), hayta.
  2. Çalışma gücü varken çalışmayan, aylaklık eden, yaramaz

Kökenbilim, Nişanyan:

Tarihçe: 
TT: [ Meninski, Thesaurus, 1680]
haylamak: Curare [umursamak]. (…) haylamaz: non refert, non obest [umursamaz].
TT: [ Ahmed Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani, 1876]
haylaz: Tembel.
Köken:

TT� haylamaz “aldırmaz” sözcüğünden evrilmiştir. sözcük TT� hayla- “aldırmak, umursamak” fiilinden Türkiye Türkçesinde +mAz ekiyle türetilmiştir. Bu sözcük hay “ilgi ve kaygı ünlemi” sözcüğünden Türkiye Türkçesinde +lA- ekiyle türetilmiştir.

Daha fazla bilgi için hay maddesine bakınız.

Benzer sözcükler

haylamak, haylazlık

Atatürk’ün Bilinmeyen Onuncu Devrimi

Cengiz Özakıncı’nın “İlk Kez Yayımlanan Özgün Belge ve Bilgilerle, Atatürk’ün Bilinmeyen Onuncu Devrimi” başlıklı yazısını okumak için tıklayın.

uyuş.png     Amerikalı General Charles Hitchcock Sherrill, 20 Mayıs 1932 – 8 Nisan 1933 arası yaklaşık bir yıl süreyle Türkiye’de ABD Büyükelçisi olarak görev yaptı. Atatürk’le yaşam öyküsünü yazabilecek düzeyde arkadaş oldu. Türkiye’den ayrıldıktan bir yıl sonra ABD’de yayımlanan “A Year’s Embassy to Mustafa Kemal” adlı kitabında; ‘reform’lar olarak sözettiği Atatürk Devrimleri’ni de kendince (ı)- Cumhuriyet, (ıı)- Laiklik, (ııı)- Şapka, (ıv)- Uluslararası Takvim, (v)- Hukuk (Medeni Yasa, Ticaret ve Ceza Yasaları) Devrimi, (vı)- Uluslararası Rakamlara Geçiş, (vıı)- Yazı Devrimi, (vııı)- Dil Devrimi (ıx)- Tarih Tezi Devrimi (x)-Uyuşturucu Maddelere Karşı Savaş, (xı)-Komşularla Barış olmak üzere on bir devrim olarak irdelemişti. Sherrill’in irdelediği bu on bir devrimden bir tanesi dışında, diğerleri yerli, yabancı pek çok yazar tarafından ele alınmış, bir çok dilde binlerce yapıtta incelenmişti. Bugüne dek üzerinde hiç denecek denli az durulan, pek az kişinin bildiği, Sherrill’in kitabında Atatürk’ün Onuncu Devrimi olarak nitelediği Uyuşturucu Maddelere Karşı Savaş Devrimi’dir.

 

Özveri

Öğretmenler!
Yeni kuşağı, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitmenleri, sizler yetiştireceksiniz; yeni kuşak, sizin yapıtınız olacaktır. Yapıtın değeri, sizin yeteneğinizin ve özverinizin derecesiyle orantılı olacaktır.  -(Muallimler Birliği Kongresi Üyelerine, 26.08.1924)

özveri: Bir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi yararlarından vazgeçme, fedakârlık. -(Türkçe Sözlük, Dil Derneği)